Hepimiz farklıyız. Bazı farklılıkları görmesi kolay. Boy, saç şekli , cinsiyet, göz rengi gibi. Diğer farklılıklar görünmez; en sevdiğimiz yiyecekler, korkularımız yada özel yeteneklerimiz. İlginç şekilde dünyayı görme şeklimizde farklıdır.

                Tüm beyinler farklı çalışır. Beyin  vücudun bilgisayarıdır. Hepimizde farklı şekilde çalışır ve şunları kontrol eder; Nasıl öğrendiğiniz: Bu nedenle hepimiz farklı şeylerde iyiyiz .Nasıl hissettiğiniz : Bu nedenle hepimiz faklı şeyler hissediyoruz ve Nasıl iletişim kurduğunuz. Bazen beyin öyle bir şekilde bağlantı kurar ki bu duyuları etkiler ve olayları ve etkileşimleri nasıl algıladığımızı ve anladığımızı da buna Otizm deniyor. Otizmli bir çok birey var. Bu yüzden belki de otizmli birini tanıyor olabilirsiniz. Bu nedenle Otizm ile ilgili bilgi sahibi olmak yararlı olacaktır. Otizmli beyindeki özel bağlantılar bazen bireyin bizim zor bulduğumuz işlerde başarılı olmasını sağlayabilir. Örneğin; Matematik, Resim yada Müzik gibi. Ayrıca bunun tam tersini de yapabilir ve bize çok kolay gelen etkinlikler ona çok zor gelebilir, arkadaş edinmek gibi. Duyular çevremizdekiler ve diğer insanlar hakkında beyninize sürekli bilgi gönderirler, ancak bir insanın beyni ile duyuları iyi iletişim kurmadığında beyin aşırı yüklenebilir ve karışabilir. Bu da kişinin dünyayı nasıl gördüğünü etkiler. Ne yazık ki çoğu durumda bile nasıl hissettiğini yüksek sesle söyleyemez. Bu yüzden zihinlerinde kaos olmasına rağmen dışardan iyi görünebilirler. Yardım isteyemezler. Rahatsız edici durumlarda hepimiz kendimizi sakinleştirmek için bazı davranışlar geliştiririz; başka yöne bakarız, tırnaklarımızı yeriz, kendimize sarılırız, kıpırdanırız, dudaklarımızı ısırırız gibi. Otizmli bireylerde bu zorlayıcı zamanlarla baş edebilmek için bazı davranışlar geliştirirler. Davranışları alışılmadık gelebilir ama yaptıkları kendilerini rahatlatma yoludur. Bu olduğunda zor bir zaman geçiriyorlar demektir. Yapılacak en iyi şey onlara daha zor zaman geçirtmemek. Bu yüzden onları karşınıza almayın, görmezden gelmeyin yada onlarla dalga geçmeyin. Unutmayın Playstation'ın Xbox oyununu açamıyor olması bozuk olduğu anlamına gelmez.

                Otizmli bireylerin onları tanımak için zaman ayırmaya istekli arkadaşlara gereksinimi var. İyi etkileşim ve bolca sabırla herkes daha iyi olacaktır. Otizmli bireyler hasta yada bozuk değildirler. Sadece dünyaya ilişkin kendilerine özgü bakış açıları var ve arkadaşlarının küçük destekleriyle bakış açılarını bizimle paylaşabilirler. Otizm inanılmaz şeylerin olmasını sağlayabilir.

Çocuğun konuşması gelişim dönemindeki normal konuşma gelişiminden çok geri ya da konuşma gelişimi açısından çok daha yavaşsa, o çocuğun konuşması gecikmiş konuşma olarak adlandırılır.

1 yaşına gelmesine rağmen hiç kelimesi yok veya basit komutları anlamıyorsa, 18 aylık iken 10-15 kelime üretemiyor veya kişilerle hiç iletişimi yoksa, 2 yaşında iki kelimeli cümleler kuramıyorsa, 3 yaşında iken etrafına sorular soramıyor ve iletişim kuramıyorsa gecikmiş konuşma yönünden değerlendirilmektedir.

Dil gelişimini etkileyen etmenler?

Konuşmanın gecikmesindeki risk faktörleri nelerdir?

Gecikmiş konuşmaya yol açan spesifik nedenler

İşitme kaybı

Dil gelişimini en çok etkileyen işitme kayıpları her iki kulakta olan iç kulak tipi işitme kayıplarıdır. Bu kaybın derecesine göre pek çok sesin duyulamaması ve konuşma seslerinin yanlış duyulmasına neden olabilir. Doğumsal işitme kayıpları erken dönemde tanı konup işitme cihazı uygulanmalı, eğer çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı varsa 1 yaşını geçmeden iç kulağa koklear implant cerrahisi yapılıp rehabilitasyon süreci ve özel eğitime başlanmalıdır.

İşitsel nöropati hastalıkları

Bu hastalıklarda işitsel uyaranların kodlanması ve özellikle konuşmanın temporal işlemlenmesinde bozukluk vardır. İşitsel nöropatisi olan hastalarda işitme seviyeleri ve konuşmayı ayırt etme testleri, normalden ileri derecede bozukluğa kadar geniş bir aralıkta olabilir.

Mental retardasyon

Zeka geriliği X’e bağlı kromozom anomalilerinde sık olduğu için erkeklerde zeka geriliği daha fazla görülmektedir. Gebelikte geçirilen enfeksiyonlar, annenin alkol kullanımı, hipotiroidi, fenilketonüri, malnütrisyon gibi nedenler de mental gerilik nedeni olabilir. Zeka geriliğinin derecesine bağlı olarak konuşma ve dil gelişimi de çeşitli düzeylerde etkilenir.

Serebral palsi

Serebral palsi olan çocukların %75’inde ellerini kullanmada problem, %65’inde zeka geriliği, %46’sında epilepsi, %15’inde ise sensöriel etkilenme saptanmıştır. Motor gelişimdeki bozuklukta dil gelişimini etkileyen sorunlar arsasındadır.

Otizm Spektrum Bozukluk

Çocuklar genelde ilk 20 aylık serüveninde 50 kadar çözcük bilir. 2 - 3 sözcüklü cümleler oluşturabilirken, otizmli çocuklar için ise dilin fonksiyonel olarak kısmı çok az yada yoktur. Otizmli çocuklarda ekolalik dil (tekrarlayıcı dil), telaffuzda terslik, zıtlık olağandır. Jest ve mimiklerde, sembolik oyunlarda, kendini ifade etme becerilerinde yetersiz görülür. Motor becerilerde, küçük ve büyük kas becerilerinde yetersizlik yaşarlar.

Yarık damak ve dudak

Yarık damak ve dudak izole olabildiği gibi velokardiofarengeal sendrom veya Pierre Robin Sendromu gibi sendromlarla beraber de görülebilmektedir. Olguların %15’inde sensörinöral işitme kaybı bildirilmiştir.

Çift dillilik

Dilin öğrenilmesi döneminde iki ayrı dil öğrenimine maruz kalan çocuklarda olan bir problemdir. Bu çocuklar beş yaşından önce her iki dili de öğrenir ancak konuşma ve dilin öğrenilmesinde gecikme yaşayabilirler.

Çevresel faktörler

Çocukların dil gelişiminde yapısal ve zihinsel özellikleri yanında sosyal ortam da önemlidir. Çocukların büyüme dö- nemlerinde uygun iletişim ortamları sağlanmalı, onlarla konuşmak için zaman ayırmalıdır.

Özgül dil bozukluğu

Motor ve mental gelişim bozukluğu olmamasına rağmen dil gelişim basamaklarının normal zamanda olmamasına denir. Erkek çocuklarda kız çocuklara göre üç kat daha sık ve genetik geçiş özelliği gösteren bir durumdur. Herhangi bir neden olmaksızın 2 yaşından sonra konuşmaya başlayan çocuklarda daha sık görülmektedir.

Biz neler yapıyoruz?

Mercan Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi olarak çocuğun içinde bulunduğu biyolojik yaşı baz alınarak, gecikmiş konuşmasının hangi dönemde kaldığı uygun değerlendirme ve testlerle tespit edilip, sonrasında özel eğitim ve rehabilitasyon sürecine başlatıyoruz. Çocuk yaygın gelişimsel bozukluk, otizm spektrum bozukluk gibi durumlardan etkilenmiş ise dikkat, dinleme, komut alma, sıra alma vb çalışmalarla özel eğitim çalışmalarına başlıyoruz. Eğer serebral palsi gibi bedensel ve zihinsel engel durumlarından etkilenmiş bireyler için ilk çalışmalar kaba motor ve ince motoru destekleyici çalışmalar uygulanmaktadır. Bu çalışmaları tamamlamış olan bireyler ile dil konuşma çalışmalarından ses ve taklit becerilerini geliştirici etkinlikler yapılmaktadır.

Uygulanan Testler

Zeka Testleri

Kişilik Testleri

Gelişim Testleri

Projektif Testler

Envanterler

PREP, (Emeritus) Prof. J. P. Das tarafından geliştirilmiş ve PASS teorisinin eşzamanlı ve ardıl işlem özellikleri üzerine kurulmuş bir okumayı geliştirme programıdır. ... Okumayı ilk öğrenme döneminde ardıl işlem etkinken okuduğunu anlamanın daha çok eşzamanlı işlem ile bağlantılı olduğu belirtilmektedir.

PREP, okuma eğitimi almış ancak kendisinden ve yaşından beklenen düzeyde okuma yapamayan çocuklar için uygundur. Bu nedenle 2. Sınıf ve sonrasında uygulanmaya başlanmaya uygun bir program olarak geliştirilmiştir. Yapılan boylamsal araştırmalar sonrasında PREP' in uygulama aralığının yaş ve sınıf düzeyi ne olursa olsun okuma problemi yaşayan her çocuğa uygulanabilirliği kanıtlanmıştır. (Bkz. Referanslar Bölümü Bilimsel Makale)

PREP, 4 adet Ardıl İşlem ve 4 adet Eşzamanlı İşlem etkinliğinden oluşmaktadır. Her etkinliğin hem Global hem de Köprü çalışmaları mevcuttur. Global çalışmalar okuma veya okuma becerisi gerektirmemektedir. Diğer yandan Köprü çalışmaları, bu stratejilerin okumayla ilişkilendirildiği çalışmalardır. Global ve Köprü çalışmaları da kendi içinde üç ayrı zorluk derecesine ayrılmıştır. Bu yapı sayesinde öğrenci, hem o alanda strateji üreterek ilerlemeyi öğrenmekte hem de her etkinlikte kendisine ait zorluk derecesinden başlayarak ilerleyebilmektedir. Öğrencinin, bu etkinlikleri yapabilmek için ürettiği stratejileri kullanarak o zorluğu aşması hedeflenmektedir. Bu nedenle PREP uygulamalarında eğitimcinin desteği minimum düzeyde tutulmaktadır. Amaç, öğrencinin kendi için en uygun stratejiyi keşfederek özümsemesi ve karşılaştığı diğer problemlerde kullanabilir hale gelmesidir.

PREP’in yapılandırılmış yapısı, uygulayıcının tam olarak ne yapacağını net olarak belirtmektedir. Standardı tuturmak ve öğrencilerin yönergeyi anladığından tam olarak emin olmak için olabildiğince açıklıkla hazırlanmıştır. Okuma becerisi yazılı bilginin anlam kazanmasını sağlamaktır. Bir sesin anlamsal ya da bütünsel bir karşılığa ulaşması kelimeleri okuma ve kodlamanın temelini oluşturur.  Bir harfi, kelimeyi cümleyi ya da metni okurken kişi aktif ve yaratıcı bir süreç içerisine girmektedir.  Bir yazıyı okurken aslında her harfi ayrı ayrı algılamak ve anlamlı bir bütüne dönüştürmek gerektiğinden, okuma oldukça kompleks bir beceri olarak düşünülebilir. Okuma becerisinin gelişimi de hemen her beceride olduğu gibi üç önemli aşamadan oluşur; bilişsel, uzmanlaşma, otomatikleşme ve kişi yetkin bir okuyucu olana dek tekrar tekrar bu aşamalardan geçer ( Mahapatra,2016).

Okumayı öğrenmek her okul çocuğunun içinden geçtiği önemli bir süreçtir ve kimi çocuk için zor bir hale dönüşebilir. Çoğu öğrenci yaygın eğitim biçimleriyle okumayı öğrenirken, bazıları bu biçimden fayda sağlayamaz ve okumayı öğrenmede problemler yaşamaya başlar. İyi bir eğitimin yanı sıra herhangi bir mental, fiziksel, duyusal ya da kültürel sınırlaması olmasa dahi, kimi çocukların okumayı öğrenmede güçlük yaşadığını görürüz.

Bu yetkin olmayan okuyucuları ise iki grupta ele almak mümkündür. İlk  grup, kelime okumada güçlük yaşayan ve bundan dolayı okuduğunu anlamada güçlük yaşayanlar olarak  tanımlanabilirken (poor readers), ikinci grup ise okuma becerisi sınıf düzeyine uygun olmasına rağmen okuduğunu anlamada güçlük yaşanlar olarak tanımlanabilir (poor comprehenders).

Çocukların okumada güçlük yaşadığı göz önünde bulundurularak bunu iyileştirmenin yollarını aramak için de bir takım girişimler yapılmıştır. Aslında yapılan bu girişimler hem kelime analizi/kodlaması hem de okuduğunu anlama becerisini geliştiren türdendi fakat bu girişimlerden kimisinin etkisiz olduğu gözlemlendi. Örneğin, kelime kodlama/analizini geliştirmek için tek başına fonolojik eğitime odaklanan eğitim programlarının kolay erişilebilir olmalarına rağmen, sınırlamaları olduğu ve kazanımlarının da bu nedenle sınırlı kaldığı gözlenmiştir (Torgesen, 1995; Wegner ve ark. , 1993). Öte yandan yeni ve daha spesifik eğitim programlarının oluşması daha meşakkatli bir süreç olarak görülmekteydi. Bu noktada bilgi entegrasyonu teorisine uygun içeriklerle oluşturulabilecek eğitim programlarının yeni metotlar için ne denli önemli olduğu fark edildi.  Bu dönemde geliştirilen eğitim programları için en temel veri ise şuydu; eğer sağaltım okumanın temelinde yatan bilişsel süreçleri içermezse, kalıcılık ve okuma becerisinin etkilediği diğer alanlarda da etkililik gösteremeyecektir (Das ve ark., 1994). Bu eğitim programlarından birisi de Akademi Disleksi’nin Türkiye haklarına sahip olduğu, PASS teorisine dayanan eğitim programı olan PREP’tir.

PASS teorisyenleri ele aldıkları süreçleri Das-Naglieri Cognitive Assesment System (CAS) adı verilen batarya ile değerlendirmektedir.       

PASS teorisiyle temellendirilen PREP 10 alt görevden oluşur. Kısaca bahsetmek gerekirse bu on görevden dördü Ardıl İşlemleme Geliştirme, diğer bir dördü Eş Zamanlı İşlemleme geliştirme ve kalan iki görev ise her iki alandaki becerileri geliştirmeye yönelik olarak hazırlanmıştır. Her görev için global ve köprüleme olmak üzere iki farklı içerikte egzersizler oluşturulmuş ve her oturum bu egzersizleri içerek şekilde planlanmıştır.  PREP bireylerin ardıl ve eş zamanlı bilişsel stratejilerini geliştirmeyi hedeflemekle birlikte, bireyin dikkatini istemli ve seçici bir şekilde göreve veya bilgiye ulaşmaya odaklayabilmesini geliştirmeyi de hedeflemektedir. Görevler sırasında ise bireyin geliştirdiği stratejileri ve yöntemleri içselleştirmesi beklenmektedir. Doğrudan öğretim programlarının aksine PREP, spesifik okuma yöntemlerini öğretmekten kaçınır. Bunun yerine bireyin kendi stratejisini oluşturmasını, bunu sözel olarak ifade etmesini ve içselleştirmesini teşvik eder.

Günümüzde “Engel” kelimesi hala daha olumsuzluk belirten, nahoş veya utanılacak bir durum / kavram olmaktan çıkamamıştır. Oysa ki hepimiz mevcutta bir engelli adayıyız, bunu unutuyoruz. Engele sahip olmak, engelli olmak yalnızca doğuştan, doğum anında veya anne karnından gelen spesifik bir durumla sınırlı değildir. Hiç umulmayan bir kaza hali, geçirilen bir rahatsızlık ile herbirimiz tamda bu bahsedilen durumda bir anda kendimiz engelli birey olarak bulabiliriz. Bu yüzden öncelikle “engel” kelimesini olumsuzluk veya nahoşluk bildiren durumdan çıkartarak daha tedavi edilebilir, çözümlenebilir diğer pek çok tıbbi hastalıklarla paralel olarak düşünmeye çalışmak ilk adım olarak hem bireysel hemde çevresel açıdan rahatlatıcı bir durum yaratacaktır. Neden mi? Bir çoğumuz gerek kendimizde, çevremizde istemesekte küçük yada büyük olarak nitelendirdiğimiz rahatsızlıklar geçirebiliyor veya bir tıbbi tanı alabiliyoruz. Peki en kötü tıbbi tanı konulan durumlarda bile aile çevre ve sevdiklerimizle birbirimize duygusal destek , sosyal ve tıbbi sayılabilecek yardım, birlik beraberlik düzeyinin en üst noktada olduğu iletişim, yadırganmayan, toplumdan ve çevreden yalıtılmayan/itilmeyen bir hal alabiliyorken, kelime engel veya engelli olduğunda neden bunlar sağlayamıyoruz? Çünkü; bir çoğumuzun hala daha konu ile ilgili bilinçlendirilmeye, bilinmeyen veya kirli bilgilendirmelerden arındırılmaya ihtiyacı vardır. Konu daha detaylı ele aldığımızda; aslında ailelerin engelli bireye ( farklı özellikleri olan) sahip olduklarını veya engel durumu ile karşı karşıya kaldıklarını öğrendikleri zaman verilen tepkilerin bir çoğunun temelde psikolojik temelli olduğunu görürüz. Ne mi bunlar? 7 aşamayı kapsayan bu psikolojik tepkilerin ilki ; BELİRSİZLİKTİR(Durumla karşı karşıya kalındığında ne yapacağını bilememe.) İkincisi ; ŞOKtur(Benim çocuğum asla engelli olamaz, Dünya bir anda sanki durdu gibi). Üçüncüsü ise İNKARdır(Tanısı koyulan rahatsızlık ile ilgili bir sürü bilgi toplanır ve çocuk üzerinde koyulan tanı ile eşleşip eşleşmediğine bakılır). Dördüncüsü ise SUÇLULUKtur(Eşlerin, doktorun veya çocuk üzerinde bu duruma sebebiyet verebilecek kişiler/durumlar suçlanır). Beşincisi ise ; KIZGINLIKtır(Neden bunlar benim/bizim başımıza geldi?). Altıncısı ise; DEPRESYON ile (Tükenmişlik, ağlama krizleri, yorgunluk) kendini gösterirken sonuncu aşama; KABUL(Gerçekçi beklentileri barındıran ve durumu benimseyen) ile son bulur. Engelli bireye sahip aileler hemen hemen aynı aşamalardan sırası ile geçerken, bazı aileler bazı aşamalarda takılı kalırlar. Bunun sebebi ise ailelerin kişilik özellikleri, eğitim sevileri, sosyo-kültürel düzeyleri ve çevresel etkilerden kaynaklanmaktadır. Aileye yeni bir birey katıldığında bizler nasıl ki yeni bir hayata alışmaya çalışıyor ve çabalıyorsak, bu durum aynı şekilde engelli bireye sahip olmakla da aynıdır. Sonuç olarak bizlere düşen ise engelli bireye sahip olunma durumu ile karşı karşıya kaldığımızda, mevcuttaki durumun öğrenilmesine bağlı ilk psikolojik etkiler geçtikten sonra çocuğumuzu, eşimizi veya yakınımızı var olan özelliklere becerilere, yapabildikleri veya yapamadıklarıyla yani olduğu gibi kabul etmek önemlidir. Çünkü Unutulmamalıdır ki ; Kabul edilmeyen hiçbir şey için sağaltım (terapi/tedavi) sağlanamaz.

linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram