Engelli Bireye Sahip Olmak

Günümüzde “Engel” kelimesi hala daha olumsuzluk belirten, nahoş veya utanılacak bir durum / kavram olmaktan çıkamamıştır. Oysa ki hepimiz mevcutta bir engelli adayıyız, bunu unutuyoruz. Engele sahip olmak, engelli olmak yalnızca doğuştan, doğum anında veya anne karnından gelen spesifik bir durumla sınırlı değildir. Hiç umulmayan bir kaza hali, geçirilen bir rahatsızlık ile herbirimiz tamda bu bahsedilen durumda bir anda kendimiz engelli birey olarak bulabiliriz. Bu yüzden öncelikle “engel” kelimesini olumsuzluk veya nahoşluk bildiren durumdan çıkartarak daha tedavi edilebilir, çözümlenebilir diğer pek çok tıbbi hastalıklarla paralel olarak düşünmeye çalışmak ilk adım olarak hem bireysel hemde çevresel açıdan rahatlatıcı bir durum yaratacaktır. Neden mi? Bir çoğumuz gerek kendimizde, çevremizde istemesekte küçük yada büyük olarak nitelendirdiğimiz rahatsızlıklar geçirebiliyor veya bir tıbbi tanı alabiliyoruz. Peki en kötü tıbbi tanı konulan durumlarda bile aile çevre ve sevdiklerimizle birbirimize duygusal destek , sosyal ve tıbbi sayılabilecek yardım, birlik beraberlik düzeyinin en üst noktada olduğu iletişim, yadırganmayan, toplumdan ve çevreden yalıtılmayan/itilmeyen bir hal alabiliyorken, kelime engel veya engelli olduğunda neden bunlar sağlayamıyoruz? Çünkü; bir çoğumuzun hala daha konu ile ilgili bilinçlendirilmeye, bilinmeyen veya kirli bilgilendirmelerden arındırılmaya ihtiyacı vardır. Konu daha detaylı ele aldığımızda; aslında ailelerin engelli bireye ( farklı özellikleri olan) sahip olduklarını veya engel durumu ile karşı karşıya kaldıklarını öğrendikleri zaman verilen tepkilerin bir çoğunun temelde psikolojik temelli olduğunu görürüz. Ne mi bunlar? 7 aşamayı kapsayan bu psikolojik tepkilerin ilki ; BELİRSİZLİKTİR(Durumla karşı karşıya kalındığında ne yapacağını bilememe.) İkincisi ; ŞOKtur(Benim çocuğum asla engelli olamaz, Dünya bir anda sanki durdu gibi). Üçüncüsü ise İNKARdır(Tanısı koyulan rahatsızlık ile ilgili bir sürü bilgi toplanır ve çocuk üzerinde koyulan tanı ile eşleşip eşleşmediğine bakılır). Dördüncüsü ise SUÇLULUKtur(Eşlerin, doktorun veya çocuk üzerinde bu duruma sebebiyet verebilecek kişiler/durumlar suçlanır). Beşincisi ise ; KIZGINLIKtır(Neden bunlar benim/bizim başımıza geldi?). Altıncısı ise; DEPRESYON ile (Tükenmişlik, ağlama krizleri, yorgunluk) kendini gösterirken sonuncu aşama; KABUL(Gerçekçi beklentileri barındıran ve durumu benimseyen) ile son bulur. Engelli bireye sahip aileler hemen hemen aynı aşamalardan sırası ile geçerken, bazı aileler bazı aşamalarda takılı kalırlar. Bunun sebebi ise ailelerin kişilik özellikleri, eğitim sevileri, sosyo-kültürel düzeyleri ve çevresel etkilerden kaynaklanmaktadır. Aileye yeni bir birey katıldığında bizler nasıl ki yeni bir hayata alışmaya çalışıyor ve çabalıyorsak, bu durum aynı şekilde engelli bireye sahip olmakla da aynıdır. Sonuç olarak bizlere düşen ise engelli bireye sahip olunma durumu ile karşı karşıya kaldığımızda, mevcuttaki durumun öğrenilmesine bağlı ilk psikolojik etkiler geçtikten sonra çocuğumuzu, eşimizi veya yakınımızı var olan özelliklere becerilere, yapabildikleri veya yapamadıklarıyla yani olduğu gibi kabul etmek önemlidir. Çünkü Unutulmamalıdır ki ; Kabul edilmeyen hiçbir şey için sağaltım (terapi/tedavi) sağlanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram